Uzun zamandır aksattığım bu bloga, hazır zehirlenmiş bir şekilde evde yatarken giriş yapmak istedim.
Ben şarkıların iyileştirici gücü olduğuna inananlardanım; bazı şarkılar tam ihtiyacımız olduğu anda gelirler ve görevlerini tamamlayıp hayatımızdan çıkarlar. Yıllar sonra o şarkıları dinlediğimizde de eski zamanlara dönmemizin sebebi, geçmişe ait tanıdık bir melodinin huzuruna kapılmaktır.
Aralık ortasından bugüne kadar en çok dinlediğim şarkılar, şu anda yazmaya çalıştığım bir dizi projesinde bana gerçekten ilham verdi. Kimisini artarda 3-4 kez dinledim, kimisini loop’a alıp 1 saat boyunca. Şarkılarla kurulan duygusal bağın herkeste farklı olduğunu düşünüyorum, ben şarkılara deneyim olarak bakalnardanım. Listede Erika Lundmoen’in şarkısını dinlerken tek kelime anlamıyorum ancak bana yaşattığı duygular yazdığım karaktere can veriyor. İlginç bir mesele sanat, güzelliği de burada.
Angel – Radio Edit – Massive Attack
Florida Kilos – Lana Del Rey : Lana’nın değeri bilinmeyen şarkılarından olduğunu düşünüyorum. Gözümü kapayıp çok mutlu bir son yazabiliyorum hikayeme.
The Constant – Michael Giacchino : Lost’un en sevdiğim bölümünden en sevdiğim parça. Öyle bir müzik ki birçok duyguyu aynı anda yaşatabiliyor.
Be My Baby – The Ronettes
Яд – Erika Lundmoen
Aşk Nerden Nereye – Gripin : Chicago’da en sevdiğim bar olan bir Türk barında, kapanış normalde gece 2. Ancak biz Türkler (yaklaşık 8-9 kişi) herkesi yolladıktan sonra 3’e kadar makara yapıyoruz tabii ki. Genelde de kapanışta tabletten bu şarkıyı çalıp hüzünleniyorduk memleket hasretiyle.
Ultraviolence – Lana Del Rey